Şu bi gerçek ki yıllar sonra dönüp baktığımda ne zoruma kendimi paralamışım diye soruyor olacağımm.
(Source: thereisnoplanthatistheplan)
(Source: thereisnoplanthatistheplan)
Ay büyümeye başladı, sol yanımda da bir şey giderek büyüyor onunla birlikte…
…dolunay ve ilkbahar birleşince, senden başka kimi isterim ki?
(Source: thatgirrlbrittni)
(Source: staypozitive)
SATILIK MAYMUN
Naber Vintaj?
Bundan tam bir buçuk gün önce hayatımın hatasını yaptım ve uykumu kaçıran sorunun cevabını aramak üzere google’a “satılık maymun fiyat” ve “satılık atmaca fiyat” yazdım. 20 dakika sonra kendimi dişi tavus kuşu alma konusunda ikna etmeye çalışıyordum. Ancak hayvanı gerçekten anlamıyla hiçbir yere sığdıramayacağımı fark ettikten sonra aklımı maymunda bırakıp “acaba hiç böcek satan birileri var mıdır?” diye düşündüm. Bu merakıma aldığım cevap son derece şaşırtıcıydı. 40 yaşındaki yöresel bir efsaneye dönüşmüş ama aslında karavelliye bile dönüşememiş hayali salyangozunun yeni doğmuş yavrusunu 12 liraya satmaya kalkışan biriyle karşılaştım. Üsküdar’da oturduğunu söyleyen, salyangozu için MANTIKLI olmak kaydıyla her türlü takasa açık bu kişi muhtemelen son 35 yıldır tuvalete gitmek yerine bu işi daha pratik yollarla halletmeyi keşfetmiş bir isim. İlanın tesirinden çıkabilmek için sonraki 41 dakikayı hayatımda ilk defa varlığından haberdar olduğum HABEŞ TAVUKLARINA hayran kalmakla geçirdim.
Gerçekten de hayatta hiçbir şey insana HABEŞ TAVUĞUYLA tanıştığı andaki kadar kuvvetli bir tesir yapamaz diye düşünüyorum. Ben kendi adıma yaklaşık 15 dakika boyunca sadece hayvanın fotoğrafına hiç kımıldamadan bakarak saygılarımı sunmaya çalıştım. Tüy değil saç çıkartıyor gibi görünen bu tavuklardan herhangi birine gerçek hayatta dokunmadan ölürsem mirasımı kimseye bağışlamamayı düşünüyorum.
Sonuçta vikipedi’ye atlamam ve Danaburnu adlı saçma sapan böcekle tanıştığımda saat çoktan yatmam gereken saatin ilerisine geçmiş ve kendine ihlal edeceği yeni bir kırmızı çizgi aramaya başlamıştı. O çizgiyi de İspermeçet Balinaları’nın neden rakı içen balıkçı tipini andıran tarzda adı olduğunu öğrenerek geçtim. Artık soran olursa kaşalot kelimesini de herhangi bir DENİZ ÜRÜNLERİ ortamında kullanabileceğim için ne kadar mutlu olsam o kadar azınlık hakları.
Şu dakikalarda bu post’u giriyorsam inan ki yeterince hipster olamamanın açığını kapatma çabamdan değil, okuduklarımı yazarsam belki daha sonra da hatırlayacağıma olan naif inançtan kaynaklanıyor.
Şu an da saatin 11.00’e geldiğini gördüğüm için küçük bir kalp krizi geçiriyorum. En iyisi ben artık kahvaltı yapıp projeme sarılayım.
doğum günün kutlu olsun sevgilim..
Naber Vintaj?
İnsanlar Adnan Oktar video’larına o kadar çok gülüyorlar ki bazen sadece günlük hayatta kullanılacak küçük esprilere kafa patlatmak yerine espri yapılası herhangi bir durumda kısaca “Adnan Oktar” demenin yeterli olacağını düşünüyorum. Sosyalleşmemizin Like güdüklüğüne mahkum edilmesi kadar güzel bir şey varsa o da gerçek yaşamın da Like kadar sadeleştirilmiş bir harekete dönüştürülmesi olurdu. Artık insanların kendilerini özgün göstermek adına giriştikleri yöntemler o kadar Selanik İşi bir dantel kıvamı aldı ki; zaman zaman koca bir günü su içişini özelleştirmek adına düşünerek geçiren insanlar olduğuna inanıyorum.
Bence aklıma Killed By Death gelmeseydi anlatacağım güzel ya da iç burkacak şeyler vardı. Gece vakti şehirlerarası bir otobüste güçlükle dalınan uykudan aniden uyanmak ve ön koltuktaki annenin çocuğuna anlattığı masalı dinlemek gibi güzel şeyler. Bazen gerçek hayatta da anlatmak istediğimiz şeylerin önüne Killed By Death gibi saçmalıklar geçer. Zaman bir kolonya gibi çoktan esansını kaybetmiştir ve sizin karşınızda okula gitmek, twit atmak, fotoğraflara yorum yapmak, dışarı çıkıp daha çok fotoğraf biriktirmek gibi saçma sapan sorumluluklar vardır. Bir de blog yazıp kendini özgün zannettiğin oyunlar.
İçinin askısıyım ben, yüzünü bile bana asmalısın.
(Source: kalpcarpintisi)
kucak dolusu mutluluuuukk :)
(Source: perfectdisney)
Takvimi durduramıyorum.
Sana gelmek istiyorum; gelemiyorum.
Böyle giderse bir veda yaşamak zorunda kalacağız…
…hayatımın orta yerinde olmanı istiyorum.
…keşke senin de ne istediğini bilebilseydim.
Yine de…
Veda etmek istersen sana sarılmadan gitmeyeceğim,
biliyorsun değil mi?
ÇALAR SAAT
Yazacak bu kadar hiçbir şeyim yokken neden bir blogum var acaba?
Uzun zamandır yoktum yine evet, şu an yapmak zorunda olduğum bir takım şeyleri yapmak istemiyor olmasaydım da burada olmayacaktım muhtemelen.
Pazar sabahlarından nefret ediyorum. Şöyle huzurla uyuduğum bir pazar sabahı yok. Çünkü zaten neredeyse uyuduğum bir pazar sabahı yok. Kendi mutsuzluğum içinde can verir gibiyim.
İnsanlar beni hırslı sanıyor. Halbuki gerçekten başarıya koşacak hırslı insan değilim, hırslıyım ama o insan değilim. Daha çok Mario’da bölümü geçemedi diye sinir krizleri geçiren beyinsiz kızın az daha büyümüşüyüm. Hedef falan gibi bir konsept yok, hepsini istiyorum, hep daha fazlasını. Bütün levelları geçeceğim, hepsini yeneceğim diye tepinmekten arada ne oluyor ne bitiyor anlamıyorum bile. Uzun vadede faydalı bir sonuç vermesi mümkün değil gibi geliyor ama bakalım.
Şu an çok başka şeyler yapıyor olmam lazımdı.